İlk tanıtım mahiyetindeki yazımdan sonra, doğum günü tebrikleri, kutlaması ve yarı hasta halde vücut direncini maksimumda tutmaya çalıştığım bir haftanın ardından gerçek anlamda yazmaya bugün yaşadığım küçük bir olayı değerlendirerek başlıyorum. Yazının konusuna uygun, hergün karşımıza çıkabilen, hayata dair konuları kendi bakış açımdan ele alayım diye Hayatın içinden başlıklı bir kategori oluşturdum.
Neyse konuya gelelim. Bugün iş saatlerinde bir ara markete gidip plazaya geri döndüm ve asansörü çağırdım(asansör çağırmak deyimine değineceğim), asansör geldi, bindim ve beşinci kata gitmek için beş numaralı düğmeye bastım. Asansör hareket etti, birinci katta durdu ve kapı açıldı. Kattaki bir kişinin yukarıya çıkması çok olası olmadığı için(temizlik görevlileri, kargo görevlileri bile üst kattan başlayıp aşağıya doğru indikleri için öyle düşündüm herhalde) asansörün içine yönelen kişinin yanlışlıkla “aşağı” yerine “yukarı” düğmesine basmış olduğunu düşünüp, asansörün yukarı çıktığını söyledim. Kendisi oldukça kibar bir şekilde karşılık verip asansörden çıktı, asansörün kapının kapanmasıyla birlikte tekrar açılması bir oldu. Kişi yine aynı hatayı yapıp “yukarı” düğmesine basmıştı, ben de aşağı inmek için aşağı düğmesine basması gerektiğini söyleyip kendisini bilgilendirdim. Yine teşekkür ettikten sonra bu sefer doğru olan düğmeye bastığını düşünüyorum.
Bir plaza insanı olarak daha önce defalarca yaşadığım bu durum nedense bugün beni, insanların kişilikleri, psikolojileri, içgüdüleri ile ilgili düşüncelere sevk etti.
Eski tip asansörlerimizde, şirin apartmanlarımızda bu kafa karışıklığını yaratacak durum yoktur, tek bir çağırma düğmesiyle iş kolayca hallolmuştur. Tabiki plaza ve benzeri şekilde trafiğin daha yoğun olduğu binalarda tahminime göre asansör trafiğini daha iyi yönetmek, zamandan ve elektrikten tasarruf için bu şekilde hangi yöne gideceğinizi belirttiğiniz mekanizmalar oluşturulmuştur.
Biz, plaza insanları başlangıçta belki sistemin nasıl çalıştığını anlayamasak da, diğer kişileri kopyalarak, uyarıları dinleyerek ya da içgüdüsel olarak bir şekilde hangi yöne gideceksek, o yöne ait düğmeye basmayı öğreniyoruz.
Beni bugün düşündüren, bu çalışma prensibini bilmeyen bir kişinin, içgüdüsel olarak nasıl hareket ettiğini tekrar görmek oldu. 15 yıldır üniversite ve iş hayatında olan birisi olarak bu durumla çok kez karşılaştım ve genel olarak kişilerin içgüdüsel olarak asansöre “buraya gel” komutu vermeye çalıştığını gördüm. Başlarda da belirttiğim gibi, yabancı dillerde nasıldır bilmiyorum ama Türkçe’mizde “asansör çağırmak” deyimini kullanıyoruz, yani asansörü ayağımıza çağırıyoruz. Belki bu söylem içgüdüsel olarak bizi o şekilde davranmaya yönlendiriyor bilemiyorum ama yine de ben bunun içimizdeki egoist hayvanın etkisiyle ortaya çıkan bir yönelim olduğu kanısındayım 
Asansör düğmelerinin çalışma prensibine bakacak olursak işin özünde “niyet belli etme” olduğunu görürüz(Ben aşağı ineceğim. Ben yukarı çıkacağım). Belki biraz romantik bir yaklaşım ama bu açıdan bakınca bana gayet anlamlı göründü
Biz niyetimizi doğru belli edelim ki, asansör de çalışması gerektiği gibi çalışabilsin 
İçgüdüsel yönelime dönecek olursak, iletişimde de bu böyle, kimseyle, derdimizi niyetimizi dile getirmeden doğru iletişimi kuramıyoruz. Niyetin doğru belli edilmediği bir ilişki iletişimsizlikle sonuçlanıyor.
Son olarak asansörlerdeki benim tabirimle “niyet belli etme” prensibine abartılmış bir örnek vereceğim. Bundan yaklaşık bir sene önce gitmiş olduğum bir plazada asansörlerin bulunduğu hole girdiğimde olayın farklı bir boyuta geçtiğini gördüm. “Aşağı” ve “Yukarı” düğmeleri yoktu, onlar yerine, otuz katlı binanın her katı için ayrı bir düğme vardı ve hangi kata çıkacaksanız asansöre binmeden önce o katla ilgili düğmeye basıyorsunuz. Yani diyorki niyetini açık açık belli et ben de ona göre davranayım 
